27 Eylül 2022 Salı

Seçime doğru cadı avı

Özel çekimlerle propagandif videolarla servis edilen sözüm ona siyasi suçluları yakalama operasyonları, iktidarın seçimi kazanma gayesini malzemesi yapılmaktadır. Peki muhalefet neden susmaktadır? Sıra herkese gelmedi mi?

İki hafta arayla İçişleri Bakanı'nın talimatıyla muhaliflere yönelik şiddet içeren propagandif  operasyon videoları servis edildi.

Her iki videodaki de kadın.

Biri milletvekilliği devam ederken dokunulmalığı kaldırılıp gözaltına alınan HDP Milletvekili Semra Güzel, diğeri sol bir örgüte mensup olduğu iddia edilen Dilek Arsu isminde bir kadın.

Seçim propagandası izlediğimizin farkındaydık. Ancak daha gözaltına alınma anında kadınlara yapılanları tüm dünyaya gösteren bir bakanlık neyi amaçlıyor?

Saçları çekilerek, tekmelenerek gözaltına alınan milletvekili Semra Güzel, kötü muamele etmemesi için uyardığı polisten "Zevk için yapıyorum" cevabını alıyor. Milletvekilliği devam eden Semra Güzel'e gözaltına alınması aşamasında yapılanlar kitle katliamı yapan IŞİD teröristlerine yapılmamıştır. Mafya katillere yapılmamıştır. Hrant Dink'i öldüren ile hatıra fotoğrafı çeken polisler hâlâ görevlerine devam etmektedir.

Şüpheli görülen bir kadını yere yatırarak üstüne ayaklarla basan, ezmeye çalışan erkek polislerin bu görüntülerini soran gazetecilere İçişleri Bakanı sıfatıyla Süleyman Soylu; hukuku, adil yargılanmayı, insan haklarını hiçe sayan bir cevap verdi. İçişleri Bakanı yapılan bu işkence ile ilgili soruya ‘"Onlara müstehaktır, insanlık gerekmez" cevabı işkenceyi meşrulaştırmış ve adeta "İşkence yapabilirsiniz" talimatı vermiştir. Gözaltına alınanların hukuk dışı muamele görmesini kendi kişisel kanaatlerine göre değerlendirip kendilerini mahkeme hakimi yerine koymaları Anayasa'ya göre aleni bir suçtur.

Henüz gözaltı işlemi dahi yapılmamış kişilerin sokak ortasında uğradıkları işkence görüntülerini izliyoruz. İnsanın aklına "Polis merkezlerinde ne yapılıyor?" sorusu geliyor.

28 Şubat sürecinde "Benim türbanlı bacımı dokunarak gözaltına aldılar" diye feryat figan eden muhafazakar bir parti olan AKP'de, söz konusu solcu, Kürt muhalif kadınlar olunca kadına dokunma hassaslığı, yerini kaba bir erkek şiddetine bırakıyor.

Erkek polisler herhangi bir karşı koyma veya direniş ile karşılaşmadıkları halde, gözaltına aldıkları kadınları saçlarını çekip tekmeliyor, yere yüzüstü yatırarak üzerilerine postallarla basıyor.

Bahsettiğim iki vaka da haklarında henüz gözaltı işlemi yapılmayan, savcılığa çıkarılıp sorgulanmayan vakalardır. Bu da Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda yer alan "masumiyet karinesi"nin ihlalidir. Anayasa'nın 38.maddesindeki "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz" şeklinde ifade edilen masumiyet karinesi, aynı zamanda savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde dahi sınırlandırılamayan mutlak bir temel hakkın ihlalidir.

"Aslında sadece mahkemelerin değil, kamu gücü kullanan herkesin suç isnadı altında bulunup da henüz kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla suçluluğu sabit olmamış kişileri suçlu göstermeye yönelik sözleri masumiyet karinesini ihlal edebilir."

Kadınlara "Kız mıdır kadın mıdır" diyerek "bakireliğe" vurgu yapan, Gezici kadınlara "sürtük" diyen bir devlet yetkilisi varken kimi kime şikayet edeceğiz? Halkın şikayet merci var mıdır?

Adaleti kimden isteyeceğiz?

Hukuka ve Anayasa'ya güveni sarsan, temel hak ve özgürlükleri hiçe sayan bir dönemdeyiz.

Biz muhalif kadınları tehdit eden bu şiddetin adalet önünde hesabını nereye soracağız?

Hak arama adalet arama arayışlarının arttığı bir ülkede herkesi suçlu ilan etmek ve sonra da onları "yakalamak", övülecek, seçim propagandası yapılacak malzemeye dönüştürülmüş durumdadır.

Özel çekimlerle propagandif videolarla servis edilen sözüm ona siyasi suçluları yakalama operasyonları, iktidarın seçimi kazanma gayesini malzemesi yapılmaktadır.

Peki muhalefet neden susmaktadır? Sıra herkese gelmedi mi?

İstanbul Sözleşmesi'ni iptal eden zihniyet kadına yönelik şiddete vize veren zihniyettir.

Erkeklere kadınları öldürme, şiddet uygulama hakkı tanıyan bir devlet aklı elbette kamusal alanda şiddeti sonuna kadar kullanma ve bunu da göstere göstere kendi tabanına yönelik propagandaya dönüştürme davranışını gösterir.

Ezilmiş görece sindirilmiş muhalefet ise olup biteni izlemekte en fazla bir basın açıklamasıyla kınamaktadır. Türkiye'nin imzalayarak tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni hiçe saydığı halde Avrupa, mülteci sorunundan dolayı ses çıkarmamakta, yaptırım uygulamamaktadır.